Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü

Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü
TÜRKİYE’NİN TARAFI OLDUĞU BAZI ÇOK TARAFLI ÇEVRE ANLAŞMALARINA İLİŞKİN BİLGİLER

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, Kyoto Protokolü ve Paris Anlaşması:

Küresel ısınmanın iklim üzerindeki olumsuz etkilerine karşı uluslararası alanda atılan ilk ve en önemli adım olan ve 1994 yılında yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) sera gazı emisyonlarında azaltımı, araştırma ve teknoloji üzerinde işbirliğini ve sera gazı yutaklarının (ormanlar, okyanuslar gibi) korunmasını amaç edinmiştir. Bu amaçlara ulaşmada, Tarafların gelişmişlik seviyelerini, tarihsel sorumluluklarını, kalkınma önceliklerini ve özel koşullarını dikkate alan BMİDÇS “ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ve göreceli kabiliyetler” ilkesini Sözleşme’nin eklerindeki ülke sınıflandırmaları hayata geçirmektedir. Ek-1’de sıralanan gelişmiş ülkeler tarihsel sorumluluğa sahip ülkeler olup, sera gazı emisyonlarını sınırlandırmak, sera gazı yutaklarını geliştirmek ve ilgili ülke verilerini bildirmekle yükümlüdür; Ek-2 listesinde yer alan ülkeler ise Ek-1 listesinin alt kümesi durumundadır ve Ek-1 ülkelerinin sorumluluklarına ilaveten,  maddi sorumluluğa sahiptirler ve gelişmekte olan ek dışı ülkelere finansman ve teknoloji transferi konusunda yardımla sorumludurlar. Ek dışı ülkeler ise teşvik edilmekte fakat belirli bir yükümlülük altına alınmamaktadırlar.

Türkiye ise OECD üyeliği sebebiyle ilkin BMİDÇS Ek-1 ve Ek-2 listelerinde yer almış fakat sonrasındaki girişimler neticesinde Ek-2’den çıkarak özel koşulları tanınmış Ek-1 ülkesi olarak tanınmıştır. Fakat doğrusu, Türkiye küresel sera gazı emisyonları açısından düşük tarihsel sorumluluğu olan, kişi başına düşen ortalama emisyonu düşük, gelişmekte olan bir ülkedir.

BMİDÇS’nin imzalandığı 1992 senesinden bu yana da tarihsel sorumlulukların radikal bir şekilde değiştiği açıkça görülmektedir. Buna rağmen, Dünyanın en büyük 10 emisyon yayan ülkesinin yarısı hala Ek-1 içinde yer almamaktadır. Ayrıca, Türkiye’nin Eklere dahil edilmesinin sebebi OECD üyeliği olsa da, 1992’den sonra OECD’ye üye olan 4 ülke Ek-1 ülkesi değildir. Dahası, en büyük ekonomileri temsil eden G-20 ülkelerinden 9 tanesi de Ek-1 listesine dahil edilmemiştir.

Ülkemiz, BMİDÇS’ye 21.10.2003 tarihli ve 25266 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 16.10.2003 tarihli, 4990 sayılı kanun ile uygun bulma suretiyle 24 Mayıs 2004’te 189. Taraf olarak katılmıştır.

Kyoto Protokolü, 1997 yılında kabul edilmiş ve 2005 yılında yürürlüğe girmiştir. Protokolde, Ek-I taraflarına sayısallaştırılmış emisyon azaltım hedefleri belirtilmiştir.

Türkiye 5386 Sayılı Kanun’un 5 Şubat 2009’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce kabulü ve 13 Mayıs 2009 tarih ve 2009/14979 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın ardından, katılım aracının Birleşmiş Milletlere sunulmasıyla 26 Ağustos 2009 tarihinde Kyoto Protokolü’ne Taraf olmuştur.

Kyoto Protokolü kabul edildiğinde BMİDÇS tarafı olmayan Türkiye’nin, Ek-1 ülkesi olmasına rağmen Protokol kapsamında sayısallaştırılmış emisyon azaltım taahhüdü bulunmamaktadır.

Paris Anlaşması, temel olarak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne dayanmaktadır ve Kyoto Protokolü’nün sona erme tarihi olan 2020 sonrası iklim değişikliği ile mücadele rejimini düzenlemeyi amaçlamaktadır.

Tarihsel sorumluluğu olmamasına rağmen Türkiye, kısıtlı kaynaklarını iklim değişikliği ile mücadelede kullanmaktadır. BMİDÇS kapsamında Ek-1 ülkesi olarak kabul edilmesine rağmen Türkiye iklim değişikliği ile mücadelede samimi kararlılığını göstererek Paris Anlaşması’nı imzalamıştır. Hızla gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye azaltım konusunda yüksek potansiyeli olan bir ülkedir fakat finans, teknoloji mekanizmaları ve kapasite inşası konusunda çözülmesi gereken sorunları bulunmaktadır. Türkiye kendisiyle benzer gelişmişlik seviyesine sahip ülkelerle eşit fırsatlara sahip olmayı istemektedir. Tüm bu veriler ışığında Türkiye’nin BMİDÇS kapsamındaki konumu mevcut gerçeklikle bağdaşmamaktadır. Türkiye, BMİDÇS kapsamında adil bir konumlandırmayla, küresel iklim eyleminde daha büyük ilerlemeler kaydetmeyi istemekte ve girişimlerde bulunmaktadır.

Sözleşmenin 26. Taraflar Konferansı 9-19 Kasım 2020 tarihleri arasında Birleşik Krallık Başkanlığı’nda İskoçya’nın Glasgow kentinde gerçekleştirilecektir.

Türkiye ile ilgili BMİDÇS Taraflar Konferansı kararları:

26/CP.7

1/CP.16 (VI. Other matters)

2/CP.17 (VIII. Other matters)

1/CP.18 (VIII. Other matters)

21/CP.20

 

Ozon Tabakasını İncelten Maddelere Dair Viyana Sözleşmesi ve Montreal Protokolü

Türkiye Ozon Tabakasını İncelten Maddelere Dair Viyana Sözleşmesi ve Montreal Protokolü’ne 1991 yılında taraf olmuştur. 

Ozon Tabakasını İncelten Maddelere Dair Viyana Sözleşmesi ve Montreal Protokolü ile ilgili ulusal ve uluslararası çalışmalar Bakanlığımız koordinasyonunda gerçekleştirilmektedir.

Montreal Protokolü 196 devlet ve Avrupa Birliği’nden oluşan 197 tarafın onaylamasıyla, Birleşmiş Milletler tarihinin evrensel olarak onaylanmış ilk anlaşma ve uygulanması nedeniyle olağanüstü bir uluslararası işbirliği örneği olarak kabul edilmektedir.

Ülkemiz, Kigali Değişikliği’ne kadar Londra, Kopenhag, Montreal ve Pekin Değişikliği olmak üzere 4 Montreal Protokolü Değişikliği’ni kabul etmiş olup Protokolü başarıyla uygulayan ülkeler arasında yer almaktadır.

Montreal Protokolü ile ozon tabakasını incelten maddelerin sonlandırılması bu gazların alternatifleri olan florlu sera gazlarının tüketimini özellikle iklimlendirme ve soğutma sektörlerinde hızla arttırmaktadır.

Kigali Değişikliği ile Montreal Protokol metni altında listelenen “Kontrol altına alınan maddeler” ekine çok güçlü sera gazı etkisi bulunan Florlu Sera Gazları (Hidroflorokarbon, HFC) eklenerek, tüketimlerinin belirli bir takvim çerçevesinde azaltılması hedeflenmektedir.

Kigali Değişikliği’nin uygulanması ile gerçekleştirilecek azaltım ile 2100 yılına kadar küresel sıcaklık artışının 0.5 santigrat derece düşürülmesi beklenmektedir.

İlk azaltımın gelişmiş ülkeler tarafından 2019 yılında yapılması beklenmektedir.

Ülkemiz Montreal Protokolü kapsamında gelişmekte olan ülkeler arasında yer aldığından HFC tüketimini 2024 yılında belirli bir referans değerde durduracak, ilk azaltımı ise 2029 yılına kadar gerçekleştirecektir.

Ayrıca, Ülkemiz gelişmekte olan ülkeler arasında yer aldığından Montreal Protokolü altında Çok Taraflı Fon (MLF)’dan yararlanmakta olup Kigali Değişikliği’nin uygulanması amacı ile de Çok Taraflı Fon’dan destek alacaktır.

Kigali Değişikliği’nin 4. Maddesi’nin yürürlüğe girmesi ile 2033 yılı itibari ile Değişikliğe taraf olmayan ülkelere ticaret kısıtlaması getirilecektir.

Bakanlığımızca Kigali Değişikliği etkinleştirme aktiviteleri ile Ankara, İstanbul ve İzmir’de Kigali Değişikliği Bilgilendirme Çalıştayları düzenlenmiş olup ilgili sektör Değişikliğin getireceği yükümlülüklerden haberdardır.

Montreal Protokolünün 28. Taraflar Konferansında kabul edilen Kigali Değişikliği’ne taraf olma süreci devam etmekte olup, 29 Mayıs 2019 tarihinde “Yirmi sekizinci Taraflar Toplantısında üzerinde Mutabakata Varılan Montreal Protokolüne Yönelik Değişiklik (Kigali Değişikliği-2016) Dair Kanun Teklifi” TBMM Dış İşleri komisyonunca kabul edilmiştir.

 

Tehlikeli Atıkların Sınırlarötesi Taşınımının ve Bertarafının Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesi

Sanayi atıklarının çevre ve insan sağlığına olabilecek zararlarına karşı, yönetimi, bertaraf edilmesi ve taşınımlarına ilişkin önlemler almak üzere uluslararası düzeyde çalışmalar sürdürülmektedir. Bu kapsamda Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) bünyesinde çalışmalar başlamış ve hazırlanan “Tehlikeli Atıkların Sınırlarötesi Taşınımının ve Bertarafının Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesi” 05.05.1992 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Sözleşmeye taraf ülke sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Bugün Sözleşmeye 187 taraf ülke ve 53 imzalayan ülke bulunmaktadır. Ülkemiz Sözleşmeyi 22.05.1989 tarihinde imzalamış ve 22.06.1994 itibarıyla taraf olmuştur. Sözleşmenin bulunmasına dair kanun 31.12.1993 tarihli ve 21804 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. 

Sözleşmenin amacı,

-Tehlikeli ve diğer atıkların sınırötesi hareketlerini azaltmak,

-Tehlikeli ve diğer atıkların oluştukları yere en yakın olacak şekilde çevreyle uyumlu olarak ıslahı ve bertaraf edilmesini sağlamak,

-Tehlikeli ve diğer atıkların oluşumunu minimize etmektir. (Miktar ve olası zarar yönünden.)

 

Sözleşme hükümleri:

-Taraf ülkeler Sözleşme gereklilikleri doğrultusunda ulusal yasal düzenlemelere sahip olmalıdır.

-Atık taşınmasıyla ilgilenen her kişi konuyla ilgili ulusal yasa ve düzenlemelere uymak zorundadır.

-Taraf ülkeler tehlikeli atıkların veya diğer atıkların ithalini yasaklayan ülkelere atık ihracını yasaklamalıdır.

-İthalatçı devletin atıkların ithalatını yasaklamadığı durumlarda, ihracatçı ülke ithalatçı ve transit ülkenin yazılı onayını almadan ihracat işlemine izin vermemelidir.

-Taraf ülkeler Sözleşmeyi onaylamayan ülkelerden, Sözleşmeye göre ikili anlaşma yapmayan ülkelere tehlikeli atıkların ve diğer atıkların ithal veya ihracına izin vermemelidir.

Basel Sözleşmesine göre tehlikeli atıkların sınırötesi taşınımından önce yapılacak bildirim prosedürü, Sözleşme kontrol sisteminin temelini oluşturmakta, buna göre atık taşınımı için ilgili ülkelerin (ithal/ihraç/transit ülke) yetkili makamına önceden yazılı bildirimde bulunulması ve onay alınması gereklidir. Bunun yanı sıra atıkların nakledilmesinde hareketin başladığı noktadan bertarafına kadar taşıma belgesi bulunması zorunludur.

 

Bazı Tehlikeli Kimyasallar Ve Pestisitlerin Uluslararası Ticaretinde Ön Bildirimli Kabul Usulüne Dair Rotterdam Sözleşmesi

 “Bazı Tehlikeli Kimyasallar ve Pestisitlerin Uluslararası Ticaretinde Ön Bildirimli Kabul Usulüne Dair Rotterdam Sözleşmesi” çevre ve insan sağlığının korunması amacı ile yasaklanmış veya kısıtlanmış tehlikeli madde ve madde gruplarının ihracatı söz konu olduğunda, o kimyasalın ihraç edileceği ülkeye, o kimyasalın ihraç edileceğine dair belli kurallar çerçevesinde bir bildirim gönderilmesi ve bu bildirimlerin gerçekleştirileceği sistemin kurulması zorunluluğu getirmektedir.

Söz konusu sözleşme, Bakanlığımız tarafından 11 Eylül 1998’de imzalanmış olup, 09.03.2017 tarihinde kabul edilen 6988 sayılı “Bazı Tehlikeli Kimyasalların ve Pestisitlerin Uluslararası Ticaretinde Ön Bildirimli Kabul Usulüne Dair Rotterdam Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun”, 03.04.2017 tarihli ve 30027 sayılı Resmi Gazete ’de yayımlanmıştır. Sözleşme, 20 Aralık 2017 tarihinde Türkiye için resmen yürürlüğe girmiştir.

 

Kalıcı Organik Kirleticilere (KOK) İlişkin Stockholm Sözleşmesi

Stockholm Sözleşmesinin amacı; doğada uzun süre kalabilen besin zinciri yolu ile insan ve canlı organizmaların yağ içeren dokularında birikim yaparak insan sağlığı ve çevre üzerinde zararlı etkilere neden olan, tarımsal mücadelede ve çeşitli zararlı böceklere karşı kullanılan bazı pestisitlerin, sanayide kullanılan bazı kimyasalların ve sınai ve yakma işlemlerinin sonucunda yan ürün olarak ortaya çıkan bazı kimyasalların kullanılmasına, üretimine, ithalatına ve ihracatına yasaklama ve sınırlama getirmektir.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı-UNEP tarafından hazırlanan ve kalıcı özellik göstermeleri sebebiyle çevre ve insan sağlığını olumsuz olarak etkileyen 12 kimyasal maddenin kullanılmasına yasaklama ve sınırlama getiren “Kalıcı Organik Kirleticilere (KOK) İlişkin Stockholm Sözleşmesi” Bakanlığımız tarafından 23 Mayıs 2001’de imzalanmış olup 14 Nisan 2009 tarihinde 5871 sayılı Kanun olarak (Resmi Gazete:14.04.2009, No.27200) TBMM’nin onayından geçmiş ve Bakanlar Kurulunca kabul ederek 30 Temmuz 2009’da yayımlamıştır. (Resmi Gazete:30.07.2009, No.27304). Sözleşme, 12 Ocak 2010 tarihinde Türkiye için resmen yürürlüğe girmiştir.

 

Cıvaya İlişkin Minamata Sözleşmesi

İnsan sağlığı ve çevre ve açısından olumsuz etkileri olan cıva, en tehlikeli ağır metallerden birisidir. Cıva ve bileşikleri geniş kullanım alanına sahiptir. Hava emisyonları ile atmosfere salınan veya yapılan işlemlerle buharlaşan cıva, bir süre sonra toprağa ve suya çökelmekte ve neticede beslenme zincirine girerek canlı hayatına zarar vermektedir.

20nci yüzyılın ortalarında Japonya’nın Minamata Kenti’nde meydana gelen cıva zehirlenmesiyle cıva ve cıva bileşikleri ile bunlara ait atıklar, küresel kamuoyunun gündemine oturmuştur. Bu sebeple, cıva kaynaklı çevre kirliliğinin küresel ölçekte önlenebilmesine ilişkin çabalara katkı sağlanması amacıyla Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) liderliğinde “Cıvaya İlişkin Minamata Sözleşmesi” hazırlanmış olup, Sözleşme, 10-11 Ekim 2013 tarihleri arasında Japonya’nın Kumamoto kentinde, ardından da 9 Ekim 2014 tarihine kadar da Birleşmiş Milletler New York Merkez Ofisi’nde ülkelere imzaya açılmıştır. Minamata Sözleşmesi; Birleşmiş Milletler 69. Genel Kurulu genel görüşmelerinin açılışı kapsamında Japonya, İsviçre, ABD ve Uruguay’ın evsahipliğinde düzenlenen "Yüksek Düzeyli Etkinlik" sırasında, Türkiye tarafından da 24 Eylül 2014 tarihinde imzalanmıştır.

Minamata Sözleşmesi, cıva kullanılan, salınan ya da yayılan ürünler, prosesler ve endüstriler ve bunların cıva içeren atıkları için bazı kontrol ve azaltım tedbirleri içermektedir. Sözleşme kapsamında, ülkelerin 2020 yılına kadar bazı cıva içeren ürünlerin üretim, ithalat ve ihracatını yasaklamaları ve bunlara ilişkin atıklarını etkin bir şekilde bertaraf etmeleri, kullanılan cıva miktarını ve salımlarını azaltmaya yönelik stratejiler oluşturmaları ve büyük endüstriyel tesislerden kaynaklanan emisyonları ve salımları azaltmak için belirli zamanlar dahilinde yeni açılacak tesislerde Mevcut En İyi Teknolojileri kullanmaları ve mevcut tesisler için ise belirli bir plan çerçevesinde emisyonlarını azaltmaları zorunlu hale getirilecektir.

Türkiye’nin Minamata Sözleşmesi’ne taraf olma süreci devam etmektedir.

 

Akdeniz’in Kirliliğe Karşı Korunması (Barselona) Sözleşmesi

BM Çevre Programı’nın (UNEP) 1974 yılında kurduğu “Bölgesel Denizler Programı” ile Akdeniz'in korunması öncelikli hedefler arasına dâhil edilmesi kararı alınarak Akdeniz’e kıyıdaş ülkeler ve AB’nin katılımı ile Akdeniz Eylem Planı 1975 yılında oluşturulmuştur. Bu kapsamda, Akdeniz’in Kirliliğe Karşı Korunması Sözleşmesi” (Barselona Sözleşmesi) 1976 yılında Barselona'da kabul edilmiş olup, 1978 yılında yürürlüğe girmiştir.

BM Çevre ve Kalkınma Zirvesinde (1992) alınan kararlardan sonra ise, Barselona Sözleşmesi çerçevesi deniz çevresinin yanısıra, kıyı alanlarını da kapsayacak biçimde genişletilerek, sürdürülebilir kalkınma hedefi, halkın katılımı, çevresel etki değerlendirmesi gibi unsurlar ilave edilerek, yenilenen Sözleşme’nin adı “Akdeniz’in Deniz Ortamı ve Kıyı Bölgesinin Korunması Sözleşmesi” olarak değiştirilmiş olup, 2004 yılında yürürlüğe girmiştir. Ülkemiz 2002 yılında sözleşmeyi onaylamıştır. Sözleşmeye 21 ülke ve AB taraf olmuştur.

Barselona Sözleşmesinin amacı;

  • Deniz kirliliğinin önlenmesi ve değerlendirilmesi
  • Deniz ve kıyı doğal kaynaklarının sürdürülebilirliğinin sağlanması,
  • Çevrenin sosyo ekonomik kalkınma ile entegrasyonunun sağlanması,
  • Kara veya deniz kökenli kirliliğin mümkün olduğu ölçülerde engellenmesi, kirliliğin azaltımı ve önlenmesi yoluyla deniz ve kıyı çevresinin korunması,
  • Doğal ve kültürel mirasın korunması ve
  • Akdeniz Kıyı Ülkeleri arasındaki dayanışmanın sağlanmasıdır.

Sözleşme kapsamında 7 adet protokol bulunmaktadır. Ülkemiz bu protokollerden 5’ine taraftır.

  1. Akdeniz’de Gemilerden ve Uçaklardan Boşaltma veya Denizde Yakmadan Kaynaklanan Kirliliğin Önlenmesi ve Ortadan Kaldırılması Protokolü,
  2. Akdeniz’de Tehlikeli Atıkların Sınırötesi Hareketleri ve Bertarafından Kaynaklanan Kirliliğin Önlenmesi Protokolü (BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne ilişkin Türkiye’nin görüşlerini yansıtan bir bildirim yapılarak taraf olunmuştur);
  3. Akdeniz'in Kara Kökenli Kaynaklardan ve Faaliyetlerinden Dolayı Kirlenmeye Karşı Korunması Protokolü
  4. Olağanüstü Hallerde Akdeniz’in Petrol ve Diğer Zararlı Maddelerle Kirlenmesinde Yapılacak Mücadele ve İşbirliğine Ait Protokol
  5. Akdeniz'de Özel Koruma Alanları ve Biyolojik Çeşitliliğe İlişkin Protokol
  6. Akdeniz'de Bütünleşik Kıyı Alanları Yönetimi Protokolü (Taraf değiliz)
  7. Akdeniz’de Kıta Sahanlığı ve Deniz Dibinin Keşfi ve İşletilmesinden Kaynaklanan Kirliliğin Önlenmesi Protokolü (Taraf değiliz)

Türkiye Sözleşmenin 2021 yılı Aralık ayında Antalya’da gerçekleştirilecek olan 22. Taraflar Konferansı’na ev sahipliği yapacaktır.

 

Karadeniz’in Kirliliğe Karşı Korunması (Bükreş) Sözleşmesi

Karadeniz’de karadan, gemilerden ve atmosferden kaynaklanan kirliliğin önlenmesi amacıyla, 21 Nisan 1992 tarihinde Karadeniz’in Kirliliğe Karşı Korunması (Bükreş) Sözleşmesi, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu Karadeniz’e kıyısı olan altı ülkenin temsilcileri (Bulgaristan, Gürcistan, Romanya, Rusya, Ukrayna ve Türkiye) tarafından imzalanmıştır. Sözleşme, taraf ülkelerin üst düzey temsilcilerinin (komisyoner) yer aldığı, icra organı niteliğinde Karadeniz Komisyonu tarafından yürütülmekte olup, ülkeler arasındaki koordinasyon İstanbul’da bulunan Karadeniz Daimi Sekretaryası tarafından yapılmaktadır. Türkiye, Karadeniz Komisyonu’na ve Daimi Sekretaryaya ev sahipliği yapmaktadır. Daimi Sekretaryanın en üst düzey yöneticisi olan icra direktörlüğü görevini Türkiye’den seçilmiş olan bir temsilci yürütmektedir.

Anılan Sözleşmeyi takiben 30-31 Ekim 1996 tarihinde, İstanbul’da düzenlenen Bakanlar Konferansı’nda “Karadeniz’in Rehabilitasyonu ve Korunması için Stratejik Eylem Planı (BSSAP)” kabul edilmiştir. Bu kabul ile birlikte, ülkelerin BSSAP programı kapsamında belirtilen faaliyetleri yerine getirme zorunluluğu getirilmiştir. Karadeniz Stratejik Eylem Planı Karadeniz’in iyileştirilmesini ve korunmasını amaçlayan son derece önemli bir plan olup, Karadeniz’e kıyısı olan 6 ülke tarafından, 30-31 Ekim 1996 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilen Karadeniz Ülkeleri Çevre Bakanları Konferansı’nda kabul edilmiştir. Böyle bir plana Karadeniz’e kıyısı olan altı ülkenin imza attığı tarih olan 31 Ekim Uluslararası Karadeniz Günü olarak kabul edilmiştir.

Danışma grupları:

Karadeniz Komisyonu’na Bükreş Sözleşmesi’nin ve Stratejik Eylem Planı’nın etkin bir şekilde uygulanması için gerekli bilgi ve verileri sağlamak,  tavsiyelerde bulunmak amacıyla faaliyet göstermektedir.

 1.        Kara Kökenli Kirleticilerin Kontrolü Danışma Grubu (LBS)

2.         Denizciliğin Çevresel Güvenlik Yönleri Danışma Grubu(ESAS)

3.         Kirliliğin İzlenmesi ve Değerlendirilmesi Danışma Grubu(PMA)

4.         Entegre Kıyı Alanları Yönetimi Danışma Grubu (ICZM),

5.         Biyolojik Çeşitliliğin Korunması Danışma Grubu (CBD),

6.         Balıkçılık ve Diğer Deniz Canlıları Danışma Grubu(FOMLR)

Faaliyet merkezleri:

İlgili Danışma Grubunun çalışmalarını koordine etmek, raporlamaları derlemek için tesis edilen merkezlerdir. Her bir faaliyet merkezi bir Danışma Grubuna iliştirilmiştir.

1.         Kara Kökenli Kirleticilerin Kontrolü Faaliyet Merkezi’nin çalışmaları Türkiye,

2.         Denizciliğin Çevresel Güvenlik Yönleri Faaliyet Merkezi’nin çalışmaları Bulgaristan,

3.         Kirliliğin İzlenmesi ve Değerlendirilmesi Faaliyet Merkezi’nin çalışmaları Ukrayna,

4.         Entegre Kıyı Alanları Yönetimi Faaliyet Merkezi’nin çalışmaları Rusya Federasyonu,

5.         Biyolojik Çeşitliliğin Korunması Faaliyet Merkezi’nin çalışmaları Gürcistan,

6.         Balıkçılık ve Diğer Deniz Canlıları Faaliyet Merkezi’nin çalışmaları Romanya tarafından koordine edilmektedir.